İnsan büyüdükçe acıları daha az hisseder zannederdim küçükken..
Düşünce bir yerim kanadığında büyüyünce bunları hissetmem sanırdım..
Bilseydim ki eğer insan büyürken acılarda büyüyor,
O küçücük vuruklara, sıyrıklara , yaralara ağlamazdım..
Göz yaşlarımı onlara harcamazdım bugüne saklardım
Şimdi kanayan yerlerimi nasıl iyileştiririm diye düşünmekten ağlayamıyorum bile..
Bu kadar çabuk büyüyeceğimi hiç katmamıştım hesaba
Bilseydim ki zaman bu kadar hızlı akıp gidiyor
O güzel oyunlarla dolu, gerçek sevgilerle dolu,
Şefkatle dolu günlerimi doyasıya yaşamaya çabalardım.
Henüz daha küçüğüm diye oturup kös kös düşünmek yerine,
Hayatımı biraz daha oyunlarla, oyuncaklarla, renklerle doldururdum.
“ büyüyünce bunların hepsi geçecek” diyen babamın sesleri kulağımda,
Bana aslında hayatın bu kadar korkunç olduğunu niçin söylemedi diye düşünürken..
Hayat mı korkunç olan, yoksa ölüm mü?
Hani filmlerde görürüz ya hep;
Ölmek güzeldir aslında orda.
Peki gerçekten öyle mi yoksa bu insanların korkularını örtmelerini sağlamaları için mi?
Kendimden ne kadarda emin koşardım çocukluğumda..
Düşsem bile acımazdı benim canım.. o kadar emindim..
Koşup oynardım..
Tam evimin karşısındaki çatıdan aşağıya atlamıştım
Düşmüştüm ve üstüm başım kan içindeydi.
O an biri elini uzattı bana (=
Başımı kaldırıp baktığımdaysa
Karşımdaki eller babamındı..
Onu görünce acırdı ya canım..
Gülünesi bir durumdu (=
Düşer yara alırdım ve uzanan bir el vardı daima..
Bunu biliyor oluşumdan kaynaklanırdı sanırım tüm kendime olan güvenim..
Aslında kendime değil “ona” güvenirdim..
Şimdi atacağım adımı bile dakikalarca, saatlerce düşünür oldum..
Büyüdüm ya bana uzanan bir el göremiyorum düştüğümde.
Kendimden de eskisi kadar emin değilim sanırım bu yüzden…
Ama bir fark var…
Düşüyorum ve babamın o gülen yüzünü göremeden acımaya başlıyor canım..
Gülen gözlerini görememekle acı giderek artıyor..
"Perde perde örtülü olan eski bir geçmişten kulaklarına garip bir fısıltı gelmişti."- O. C. Kaygılı.
"Bu eski sesler içinde geçmiş zamanlar uyuyor, uyanıyor, geriniyor, yaşıyor gibi."- A. Ş. Hisar.
Sorgulamak hayatı..!
Baştan sona yanlıştır aslında.
Ama bunu ne kadar iyi bilsek bile dayanamaz yaparız,
Oradan oraya savruluruz, üzülürüz, yıkılırız, sarsılırız, düşeriz…
Canımız acır..
Sonuç sıfır…
Ve bir yara daha…
Sakın hayatı sorgulama diyenler, pişmanlıklarımıza gülenler oluverirler..
“Hayatın pişmanlıklarla mı doldu?
O halde aynı hataları bir daha yapma…”
Ne kadar da kolaydır söylenmesi..
Basit..
Sadece iki cümle..
Sorun insanlarda yada dünyada..
Kayıp gitmek mi asıl sorun, yoksa var olmaya çalışmak mı?
Oysaki ikisi de ne kadar acı…
Her şeyin değerini, anlamını niçin iş işten geçtikten sonra anlarız ki?
Hani küçükken uyumamak için direnir dururduk ya
Bugün geceler boyunca uyuyamayacağımı biliyor olsaydım ne kendimi harap ederdim
Ne uykularımı boş yere harcardım..
“Ah budala kız..! çocukluğunun kıymetini bilmiyor günlerini heder ediyorsun..”
Bilseydim sizleri dinlemez miydim sanıyorsunuz..?
Anlamak bir şeyleri..
Zaman alıyor sadece..
Sizin de beni anlamanız zaman alacak belki de..
23 Ağustos 2007
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder